İnsan kalmanın, değişmenin ve nihayet kendine benzemenin üzerine
İnsan, hayatı boyunca yalnızca büyümez; değişir, dönüşür, kimi zaman kendinden uzaklaşır. Kabul görmek, sevilmek ve ait olmak uğruna farklı biçimlere girer. Bazı yanlarını saklar, bazılarını törpüler. Zamanla başkalarının beklentileriyle kendi hakikati arasındaki mesafeyi unutabilir.
Oysa insanın en temel ihtiyaçlarından biri, bir işe yaradığında değil, yalnızca var olduğu için değerli olduğunu hissedebilmektir. Başarılarıyla, fedakârlıklarıyla ya da başkalarının hayatını kolaylaştırmasıyla ölçülmeden; olduğu hâliyle görülebilmek, anlaşılmak ve kabul edilmek…
İnsan olmak, her şeye katlanmak ya da herkesi memnun etmek değildir. İyilik, kendinden vazgeçmek anlamına gelmez. Sevmek, sınırlarını silmek; anlayış göstermek, kendi ihtiyaçlarını yok saymak değildir. Çünkü insan, başkalarına uzattığı eli kendinden çektiğinde, bir süre sonra kendi varlığına yabancılaşabilir.
Değişmek de tam burada başlar: Herkesi memnun etmeye çalışmaktan vazgeçip kendi sesini duymaya başladığında… Başkalarının gözündeki yerini korumak yerine, kendi içindeki yerini sorguladığında…
Bu dönüşüm her zaman kolay değildir. İnsan, alıştığı kimliklerden ayrılırken yalnızca eski davranışlarını değil, onlara tutunmasını sağlayan beklentilerini de geride bırakır. Bazen bir kayıp gibi görünen şey, aslında kendine dönüşün başlangıcıdır.
Deri değiştirmek, geçmişteki kendini inkâr etmek değil; artık sana dar gelen bir biçimin içinde yaşamak zorunda olmadığını anlamaktır. Geçmişin izlerini silmeden, yaşadıklarını yok saymadan, onlardan ibaret kalmamayı öğrenmektir.
Nihayet kendine benzemek, kimseye ihtiyaç duymamak ya da dünyadan uzaklaşmak değildir. İnsanlarla bağ kurarken kendini kaybetmemek, sevilmek uğruna özünden vazgeçmemek ve kendi varlığına başkalarının onayından bağımsız bir değer atfedebilmektir.
Belki de olgunlaşmak, bambaşka birine dönüşmek değil; üzerimize geçirdiğimiz bütün biçimlerin arasından kendimizi yeniden tanımaktır.
Çünkü insanın özgürlüğü, herkesin istediği kişi olabilmesinde değil, nihayet yalnızca kendine benzeyebilmesinde saklıdır.