Bazı sözler vardır, bir şehri anlatmak için söylenir.
Bazı şehirler vardır, adını duyduğunuzda aklınıza sadece bir yer gelir. Bazı şehirler ise vardır ki adını duyduğunuzda bir hikâye başlar. Ben Kastamonu'yu düşündüğümde aklıma hep böyle bir hikâye geliyor. Çünkü Kastamonu sadece bir şehir değil; tarihiyle, insanıyla, acısıyla, fedakârlığıyla ve memleket sevgisiyle başka bir anlam taşıyor. Bu yüzden kendi kendime hep şu sözü söylüyorum: “Kastamonululardan ne köy olur ne kasaba… Kastamonululardan memleket olur.”
Kastamonu'nun geçmişine baktığımızda bu sözün nedenini anlamak hiç de zor değil. Çanakkale'de binlerce evladını şehit veren bir şehirden söz ediyoruz. Bugün bir rakam olarak ifade edilen binlerce şehidin her birinin arkasında bir aile, bir anne, bir baba, bir kardeş ve yarım kalmış bir hayat vardı. Kastamonu'nun köylerinden, ilçelerinden gençler cepheye gitti ve birçoğu bir daha memleketine dönemedi. Bu acının izleri sadece mezarlıklarda değil, köylerin ve yerleşim yerlerinin isimlerinde bile yaşamaya devam ediyor.
Küre ilçesine bağlı Ersizler ve Ersizlerdere bunun en çarpıcı örneklerinden. Bu yerleşimlerin adının, Kurtuluş Savaşı yıllarında erkeklerinin cepheye giderek şehit düşmesiyle yaşanan büyük acıdan geldiği anlatılıyor. Düşünün; bir köyün erkekleri savaşa gidiyor ve geride kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kalıyor. Gelen haber ise hep aynı: “Şehit düştü.” Bir köyün tarihine “Ersizler” adı böyle yazılıyor. Bugün o isimleri söylerken bile aslında yüz yıl önce yaşanmış büyük bir acıyı hatırlıyoruz. Bazen bir yerin adı, sayfalarca tarih kitabından daha fazlasını anlatıyor.
Ama Kastamonu'nun hikâyesinde sadece erkeklerin cephede verdiği mücadele yok. Kastamonu kadınının Millî Mücadele'deki yeri de başlı başına bir destan. Kadınlar mitinglerde seslerini yükseltti, cemiyetler kurdu, askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştı, cephane taşıdı. Vatanın geleceği söz konusu olduğunda onlar da ellerindeki bütün imkânları ortaya koydu. Şerife Bacı'nın hikâyesi ise bu büyük fedakârlığın sembolü oldu. 1921'in çetin kışında, kundağındaki bebeğiyle birlikte İnebolu'dan aldığı cephaneyi Kastamonu'ya ulaştırmaya çalışan Şerife Bacı, mermiler ıslanmasın diye üzerindeki battaniyeyi cephanenin üzerine örttü ve donarak şehit oldu. Bir annenin kendi canından önce vatanın emanetini düşünmesi, aradan geçen bunca yıla rağmen insanın yüreğine dokunuyor.
Şerife Bacı yalnız değildi. Halime Çavuş, erkek kılığına girerek Millî Mücadele'ye katıldı, lojistik kollarda görev yaptı ve savaşta yaralanarak gazi oldu. Hafız Selman İzbeli, Kastamonu kadınlarını örgütleyerek askerlerin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanmasına öncülük etti. Necibe Nine gibi yaşlı kadınlar dahi kağnıların başında cephane taşıdı. Yani Kastamonu'nun kadınları o günlerde sadece cephe gerisinde bekleyen insanlar değildi; bağımsızlık mücadelesinin doğrudan bir parçasıydılar.
İşte tam burada Mustafa Kemal Atatürk'ün İnebolu'ya dair o anlamlı sözü akla geliyor: “Gözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da, kulağım İnebolu'da.” Çünkü İnebolu'ya ulaşan silah ve cephane, Kastamonu üzerinden Ankara'ya ve oradan cepheye taşınıyordu. İstiklal Yolu'nda yürüyen insanlar aslında sadece cephane taşımıyor, bağımsızlığın yükünü omuzlarında taşıyordu. Bugün üzerinden rahatça geçtiğimiz yolların, o günlerde kağnılarla ve insan gücüyle aşılması bile başlı başına büyük bir hikâyedir.
Belki de Kastamonulunun memleketine olan bağlılığının altında bütün bunlar yatıyor. Çünkü memleket dediğimiz şey sadece doğduğumuz ev, büyüdüğümüz sokak değildir. Memleket, uğruna bedel ödenen yerdir. Şehitlerin, gazilerin, annelerin, kadınların ve isimsiz kahramanların bıraktığı emanettir. Kastamonulu da bu emaneti nereye giderse gitsin yanında taşır.
Bugün İstanbul'da yaşayan bir Kastamonuluya “Nerelisin?” diye sorun. “Kastamonu” der. Sonra “Kastamonu'nun neresi?” diye sorduğunuzda sohbet başlar. İlçe, köy, mahalle, tanıdıklar konuşulur. Bir bakarsınız yıllardır tanımadığınız insanla aynı köyden çıkmışsınız. Çünkü Kastamonululuk biraz da böyle bir bağdır. İnsan doğduğu topraktan uzaklaşabilir ama memleket insanın içinden kolay kolay çıkmaz.
O yüzden bu söz benim için sadece güzel bir cümle değil, Kastamonu'yu anlatan bir düşüncedir.
Kastamonululardan ne köy olur ne kasaba… Kastamonululardan memleket olur.
Çanakkale'de şehitleriyle, Ersizler'de bıraktığı hüzünlü izlerle, İstiklal Yolu'nda kağnılarıyla, Şerife Bacı'sıyla, Halime Çavuş'uyla, Hafız Selman İzbeli'siyle, fedakâr kadınlarıyla ve İnebolu'suyla…
Kastamonu, sadece doğduğumuz yer değil; taşıdığımız bir emanettir.