Bir zamanlar hayat zordu ama insanın içi bu kadar yorgun değildi. Şimdi ise zorluk yalnızca dışarıda değil; insanın içine kadar sızmış durumda. Sabah uyanırken beden değil sadece, ruh da ağır kalkıyor. Çünkü artık mesele yalnızca geçinmek değil—insan kalabilmek.

Ekonomik sıkıntılar uzun zamandır hayatımızın merkezinde. Ama bu sıkıntıların görünmeyen bir yüzü var: İnsanı yavaş yavaş dönüştürmesi. Sürekli hesap yapmak zorunda kalan bir zihin, bir süre sonra incelikleri unutuyor. Geçim derdi büyüdükçe, sabır küçülüyor. İnsanlar artık daha çabuk kırılıyor, daha çabuk kırıyor. Bu bir tercih değil çoğu zaman; yorgunluğun, sıkışmışlığın bir sonucu.

Sağlık da bu yükün altında sessizce eziliyor. Uykusuzluk, stres, kaygı… İnsan bedenini ihmal etmeye başlıyor çünkü zihni hayatta kalma telaşında. Ucuz olanın sağlıksız, hızlı olanın yıpratıcı olduğu bir düzen içinde, insan kendi kendine zarar verdiğini bile fark etmiyor. Çünkü durup düşünmek bile lüks haline geliyor.

Bütün bunların ortasında erdem dediğimiz şey sınanıyor. Eskiden ayıp sayılan, yakışık alınmayan davranışlar şimdi “mecburiyet” diye açıklanıyor. Verilen sözler tutulmuyor, ilişkiler kolayca harcanıyor, insanlar birbirine karşı daha mesafeli, daha temkinli. Kimse tamamen haksız değil belki ama kimse de eskisi kadar masum değil. Çünkü zor zamanlar, insanın içindeki iyiyle kötüyü daha görünür kılar.

En çok da vefa eksiliyor hayattan. Oysa vefa, iyi günlerin değil zor günlerin değeridir. Bugün insanlar birbirine daha az tutunuyor. Çünkü herkes kendi yükünü taşımakta zorlanıyor. Birine destek olmak, birinin yanında kalmak, artık bir erdemden çok bir fedakârlık gibi görülüyor. Ve bu yüzden insanlar yalnızlaşıyor; kalabalıkların içinde ama içten içe kopuk.

Sanat ve yazmak da bu daralan dünyanın içinde geri plana itiliyor. Bir kitap almak, bir etkinliğe gitmek, hatta oturup bir şeyler yazmak bile gereksiz görülmeye başlandı. Oysa tam da bu zamanlarda yazmak gerekir. Çünkü yazmak, insanın kendine tutunduğu son yerlerden biridir. Sanat, sadece bir uğraş değil; insanın içini koruma biçimidir. Hissetmeye devam edebilmenin, insan kalabilmenin bir yoludur.

Belki de en zor olan, bütün bu şartların içinde kalbini koruyabilmektir. Kırılmadan değil ama kırmamaya çalışarak. Yorulmadan değil ama sertleşmeden. Çünkü insanı insan yapan şey, sadece hayatta kalması değil; nasıl hayatta kaldığıdır.

Evet, zaman zor. Evet, şartlar ağır. Ama belki de mesele tam olarak burada başlıyor: Bütün bunlara rağmen nasıl biri olarak kalacağız?

Çünkü zor zamanlarda insan kalmak, artık sıradan bir durum değil—bir tercih, bir çaba, hatta sessiz bir direniştir.Whatsapp Image 2026 05 06 At 08.18.45