Türkiye'nin hububat destek politikasını yeniden gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle çavdar ve karabuğdayın stratejik ürünler listesine alınması gerektiğini düşünüyorum.
Bu yıl deneme amacıyla, buğdayın en eski akrabalarından biri olarak görülen çavdar ektirdim. Sonuçlar beni oldukça şaşırttı. Kimyasal gübre kullanmadım, ekin ilacı kullanmadım, tohum masrafım da olmadı. Buna rağmen dönüm başına yaklaşık 140 kilogram ürün elde ettim. Benim şartlarımda bu önemli bir başarıydı.
Şimdi hasadı yapılan çavdardan bulgur ve erişte yaptırıyorum.
Doktorlar; kalp, damar, mide, bağırsak, tansiyon, diyabet ve obezite gibi rahatsızlıkları bulunan birçok kişiye beyaz ekmek yerine çavdar ekmeğini tavsiye ediyor. Bu nedenle çavdarın ülkemizde daha fazla üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bugün Türkiye'de çavdar üretimi oldukça sınırlı. Tokat'ta yalnızca birkaç köyün düzenli olarak çavdar ektiği ifade ediliyor. Oysa Anadolu'nun birçok bölgesi bu ürün için uygun potansiyele sahip.
Türkiye nüfusunun büyük bölümü şehirlerde yaşıyor. Köylerde yaşayan ve toprağı işleyen insanların oranı ise oldukça düştü. Kendi ektiğini biçip sofraya getirebilmek artık herkesin sahip olduğu bir beceri değil.
Şehir hayatı üretimden çok tüketimi teşvik ediyor. Oysa toprağa dokunmak, üretmek ve doğal gıdaya ulaşabilmek insanın en temel özgürlüklerinden biridir.
Bugün insanların büyük bölümü yediği gıdanın nasıl üretildiğini bilmiyor. Bulgur yapmayı, erişte kesmeyi, turşu kurmayı, salça hazırlamayı veya bir tohum ekip ürün almayı hiç öğrenmeden yaşamını sürdürüyor.
Bence sağlıklı yaşamın temelinde yalnızca doymak değil, ne yediğini sorgulamak vardır. Her lokmanın vücudumuza nasıl etki ettiğini araştırmak hepimizin sorumluluğudur.
Doğal beslenme, ata tohumlarının korunması ve kimyasal kullanımının azaltılması konusunda daha fazla çalışma yapılmalıdır. Çiftçiler desteklenmeli, yerli üretim teşvik edilmelidir.
Milli Eğitim müfredatında tarım, arıcılık, tohumculuk, doğal beslenme ve gıda okuryazarlığı gibi konulara daha fazla yer verilmesinin gelecek nesiller açısından önemli olacağı kanaatindeyim.
İnancı ne olursa olsun, her insan doğanın sunduğu nimetleri tanımaya çalışmalıdır. Yediğimiz gıdanın değerini bilmek, israf etmemek ve üretmenin kıymetini anlamak hem sağlık hem de gelecek nesiller açısından büyük önem taşımaktadır.
Benim düşünceme göre gerçek zenginlik; çok para kazanmak değil, kendi toprağında üretebilmek, ata tohumunu koruyabilmek ve ürettiğini güvenle tüketebilmektir.
Market raflarına tamamen bağımlı kalmadan yaşayabilen, kendi ürününü yetiştiren insan hem daha özgür hem de daha güçlüdür.
Ne ararsan toprakta ara. Çünkü toprak sadece ürün değil; sağlık, bereket, bağımsızlık ve gelecektir. Gerisi ise büyük ölçüde gelip geçicidir.