Çağlayan'da İstanbul Adalet Sarayı'nda yaşamına kendi elleriyle son veren ve biz arkadaşlarını, dostlarını, ailesini, sevenlerini derin bir hüzne sürükleyen, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden  İbrahim Özkan'ın bugün öğle namazına müteakip Şişli Camisi'nden cenazesi kaldırılacak. Başta yine aynı fakülteden arkadaşımız eşi Seray Şahiner olmak üzere ailesine başsağlığı diliyorum. Uzun uzun yazmak isterdim bu acı olay ve yaşadığımız durumla ilgili olarak ama... Yazdıklarımı silip, içimden geçenleri bir şiirle özetlemek istedim...

Unutmayacaklarımız arasındasın İbrahim...


Git Şimdi...

Üşümesin şimdi 
Senin o minicik yüreğin
Haydi
Ört sevginin üstünü
Kapat gözlerini...

Kim anlar ki, senin efkârını? Kim bilir mazini? Kim kendiyle özdeşleştirmiş senin dertlerini? Bir göğe bir yere bakar, 'yazık' der, sonra da dönüp gider herkes değil mi? Üç kulhuvalla - bi elham okuyan bile olmaz ha! Bilirsin işte, kimse öylece sahiplenmez seni...

Üşümesin şimdi 
Senin o minicik yüreğin
Haydi
Ört yaşam sevginin üstünü
Kapat gözlerini...

Yaradana sığınıp, omuzlayasım değil kucaklayasım vardı aslında seni... Şöyle hani... Kollarımı geçirip beline, sarılasım... "Dur be Aslanım!"... diyesim vardı da... olmadı-gitti... Bir Sonbahar, bir de sen, yani... gidiyor musunuz şimdi? Desene artık, kış yaklaşıyor besbelli...

Üşümesin şimdi 
Senin o minicik yüreğin
Haydi
Ört sevginin üstünü
Kapat gözlerini...

O'cu bu'cu şu'cu olmamak da ne zor değil mi? İçine atmak, susmak ve anlatamamak... Dili-damağı birbirine yapışıp kalmak... Yutkunmak... Arsız bir karın ağrısını günlerce hissetmemek uğruna, açılan yaraya habire tuz basmak... Ah be Dostum... Bir oturup konuşaydık ya, bi dinleyeydin diyeceklerimi...

Haydi
Zamanı geldi
Gözyaşlarımızın üstüne basa basa
Acımızın sesini kısa kısa
Git şimdi...