Ortaokul son sınıftaydım. O kış, şehir sanki daha önce hiç görmediğim kadar sert bir soğuğa teslim olmuştu. Sınıfımıza o sabah yeni bir arkadaşımız katıldı: Dora. Üzerindeki hırkanın inceliği ve ayaklarındaki eski ayakkabıları; onun sadece yeni bir şehre değil, zorlu bir hayata da adım attığının sessiz kanıtıydı.

Matematik dersinde öğretmenimiz zor bir problem sormuştu. Herkes harıl harıl çözerken Dora'nın durduğunu fark ettim. Elinde ne bir kalemtıraş vardı ne de düzgün bir silgi... Yanlış yazdığı rakamları parmağıyla silmeye çalışıyor, bu da kâğıdı daha çok kirletiyordu. O an içimde tarif edemediğim bir sızı hissettim. Bu sadece bir kırtasiye eksikliği değildi; Dora'nın mahcubiyetiydi.

Duyarlı olmak, sadece birinin üzgün olduğunu görmek değil; o üzüntüyü kalbinde hissetmektir. Kendimi onun yerine koydum. Eğer o ben olsaydım, birinin bana acıyarak bakmasını değil, sessizce elimden tutmasını isterdim.

Teneffüs zili çaldığında planımı yaptım. Annemin o hafta harçlığımın yanına koyduğu ve çok sevdiğim kokulu yedek kırtasiye setini çıkardım. Dora bahçeye çıkmamıştı, sırasında başı önünde oturuyordu. Yanına gidip malzemeleri masasına bıraktım. Gülümseyerek:"Biliyor musun, ben çok dağınığım. Bunlar bende durunca hep kaybediyorum; sende emanet kalsa olur mu? İstediğin zaman kullanabilirsin," dedim.Dora’nın gözündeki o parıltıyı görmeniz lazımdı.

Aradan on beş yıl geçti. Bir gün ofisimde çalışırken masama bir kargo paketi bırakıldı. İçinden marka bir dolma kalem ve küçük bir not çıktı:"Bunu sakla arkadaşım, emanetlerin bende çok işe yaradı. İlk günkü nezaketini hiç unutmadım."O notu okuduğum an anladım ki; çocukken ektiğimiz küçük bir iyilik tohumu, yıllar sonra dev bir vefa çınarına dönüşebiliyormuş.

Beykoz Koç Ortaokulu

Anadolukavağı okuluna kavuştu
Anadolukavağı okuluna kavuştu
İçeriği Görüntüle

Esra Gül Aydın
8/B