Kılıçdaroğlu'nu hor görme kardeşim

Türkiye'de, 60'ın ortalarından 80'e kadar keskin bir şekilde süren sağ-sol kutuplaşmasının yaşandığı yılları bir düşünün. Bazı sağcı öz kardeşler solcu öz kardeşlerine düşman, solcu bir mahallenin solcu vatandaşı ise, sağcı bir mahalleye karşı ön yargılı ve oradan geçemiyor. Aynı durum sağcı mahallenin sağcı vatandaşı için de geçerli ve bu noktada sağcı ya da solcu olmayıp apolitik kalmak ya da gizlenmek risksiz gibi. Fakat, politik olmayanların da sağcı ve solcuların gözünde itibarı yok. Üniversiteler deseniz, gayet karışık. Yüz binlerin umut bağladığı sağcı Demirel, solcu Ecevit'in bir selamını istemeyecek kadar kızgın, Tabii bir başka umut Ecevit de aynı şekilde. Sağcılar ve solcular birbirlerini öldürmekten hiç çekinmiyorlar. Gerçek şu ki, olası bir iç savaş uluslararası savaşlardan çok daha acıdır. Öyle zor yıllar işte. 80 Darbesi, bu kutuplaşmaya çözüm olmasa da en azından Türkiye'de bir iç savaş olmadı ya, o da işkencecilerin değil, yine sağduyulu halkın sayesindedir. Şimdi, bir de 21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmak üzereyken, tam da cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında siyasal İslamın sembolü olan aşırı sağcı Saadet Partisi'nin genel merkezi önünde, merkez solun temsilcisi olan CHP'nin genel başkanı solcu Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı olarak açıklanmasını göz önüne bir getirin. Solcu CHP'nin ittifak yaptığı 5 sağ parti eşliğinde aday gösterilmesi söz konusu. Kolay oluşan bir resim değil bu. Herhalde 15 asır öncesinde yaşayan filozof Heraklitos, "Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir" derken, yine günümüze ışık tutuyor. Demek ki, ortak noktalarda buluşmak imkansız değilmiş. Hele ki, asgari ortaklıklar için bir araya gelinmesi gayet mümkünmüş. Saadet Partisi'nin binasına asılan Türk ve Atatürk bayrağı ile Millet İttifakı'nın önderi olan ortakların bir arada görünmesi hiç şüphesiz güzel bir tablodur.

Kılıçdaroğlu'nun adaylığı açıklanırken, "Birleşe birleşe kazanacağız!" diyen bir halk vardı Saadet Partisi'nin merkezinin önünde. Özellikle bu slogan, "tek millet, tek bayrak, tek devlet" diye meydanlarda bağıran ama nedense kendisine karşı olan milletin fertlerini her fırsatta hedef gösterip, bu fertleri hainlik derecesine varıncaya dek suçlayan kutuplaştırma ustası Erdoğan'ı, eminim ki, çok ürkütmüştür. Erdoğan, Tandoğan'daki cumhuriyet mitinglerinden, Gezi Direnişi'nden, Soma'daki maden faciası olaylarından ve son olarak da 11 ili etkileyen depremin bilançosu dahil, en başta 2010 Referandumu'nda sandıkta ve sokakta AKP karşıtlığı konusunda aynı düşünceleri paylaşan solcu-milliyetçi ittifakından çekinip korkan biri. Solcu-milliyetçi ittifakının temeli CHP-MHP ittifakıyken, bugün CHP-İYİ Parti ittifakına evrildi. Bu ittifak, Türkiye'nin bağımsızlığında ve kuruluşunda yer alan Kuvayı Milliye kadroları ile aynı hislere sahip bir kültür ortaklığını paylaşıyor. Millet İttifakı'nın iki kurucusu partisi CHP ve İYİ Parti, yüzde 40'a dayanan seçmeni ve nüfus olarak Türkiye'nin en az yarısı olması sebebiyle Erdoğan'ın en çok çekindiği kesimdir. İşte, yakın zamanda bu ittifakın önderlerinden Akşener hakkında asılsız komplo teorileriyle iftira atanlar, Türkiye'nin yarısını art niyetle ya da bilmeden 2-3 gün zor durumda bırakmak için elinden geleni yaptılar ama onların planları ya da istekleri olmadı. Tabii, Erdoğan ve Saray yönetimi, Millet İttifakı'nın adaylık krizi sonrası yeniden birleşmesine, yani solcu-milliyetçi ittifakının bozulmayışına ayrıca üzüldü. Erdoğan'ı, Akşener'e iftira atarak sevindirenler bilsinler ki, Erdoğan'ın seçimler öncesindeki önemli bir diğer kozu, aynı Erdoğan'ın geçtiğimiz yıllarda birçok noktada çıkarları için ortak hareket ettiği HDP üzerinden Kılıçdaroğlu ve CHP'yi bölücü terör iftiralarıyla vurmak olacaktır. Kılıçdaroğlu, bu noktada uyanık olduğu takdirde, sandık güvenliğine önem veren tecrübe sahibi ittifakının rüzgarını arkasına aldığı için seçimi kazanmaya yakın isimdir.

Kılıçdaroğlu, CHP'ye genel başkan olduktan sonra, CHP için "Türkiye'nin birleştirici gücü" sloganını kullandı. Bugün, kendisi cumhurbaşkan adayı olarak gösterildiyse ve arkasında olan 5 sağcı parti dahil, kendi parti içerisinde öyle abartılacak bir çatlak ses yoksa, bu Kılıçdaroğlu'nun ne kadar birleştirici, sabırlı ve lakabı da olan bir "Sakin Güç" olduğu ile alakalıdır. Kılıçdaroğlu, bu birlik ortamını adeta koza gibi ördü. Bunu herkes yapamaz. Çünkü bazen kurtuluş ve amaç için bir birleşmeyi halk istese de siyasi önderler anlaşamaz ve kurtuluşa giden o yol tıkanır. Örneğin Akşener, bazı gerekçeler sürerek, ittifak masasından ayrılsa da diğer 5 önderle halk tepkisi sonucunda yeniden bir araya gelmiş, krizin büyümemesi sağlanmış, Akşener'e yönelik asılsız iddialar ise, boşa çıkmıştır. Sonuçta, insanın olmazsa olmazı egolar bir şekilde törpülenmiştir. Yani, Kılıçdaroğlu'nun tabiriyle taşlar yerine oturmuştur. Hem de çok kısa sürede. 

Kılıçdaroğlu'nun Tuncelili olması, ayrıca Dersim olayları ile kendisine tuzak kurulması ve Alevi olması, Cumhur İttifakı'nca saçma bir şekilde bir propagandaya dönüştürülebilir. Ancak, bu kimlik siyaseti çabası boşunadır. Yılların solcu kimlikli Alevi Atatürkçüsü Kamer Genç, Tunceli'de günü geldi, sağcı bir parti olan DYP sıralarından Tunceli halkının desteğiyle Meclis'e gönderildi mesela. Tuncelili Alevi seçmen, sağcılar Alevi düşmanıdır ön yargısı ile bir sağ partiye oy atmaktan çekinmedi. Bir başka Alevi ve solcu olan CHP eski milletvekili Sabahat Akkiraz ve Sünni bir solcu olan CHP'li eski vekil Muharrem İnce, yakın zamanda ülkücü kökenli Mansur Yavaş'ın Ankara'dan belediye başkanı adayı olarak gösterilmesini eleştirse de Alevi Kılıçdaroğlu, onları kale bile almadan Sünni ve Rumeli kökenli sağcı Mansur Yavaş'ı başta Başkent halkının talebini göz önünde bulundurarak, belediye başkanı adayı olarak gösterdi ve Ankara'da zafere ulaşıldı. Kılıçdaroğlu, Karadenizli, Sünni ve sağcı kökenli genç adayı İmamoğlu tercihiyle ise, onu bu noktada eleştiren basına ve medyaya İstanbul'a İmamoğlu'nu başkan yapan hamlesiyle tokat gibi cevap verdi. Ecevit'li DSP'nin aday göstermediği o Kılıçdaroğlu'nu ise, camiye gitmeyi reklam yapmayan ve Tuncelili Alevi solcu Yılmaz Ateş'in kadim dostu olan CHP'nin eski genel başkanı Sünni solcu Baykal, İstanbul milletvekili adayı yaptı ve seçilmesini sağladı. Aynı Baykal, Melih Gökçek'i bir TV programında elindeki belgelerle zor durumda bırakan ve halkın gözünde yıldızı iyice parlayan Kılıçdaroğlu'nu, yerel seçimlerde İstanbul adayı olarak gururla tanıttı. Örnekleri çoğaltabilriz, Kısaca, sağcı ya da solcu, Alevi ve Sünni, yahut feşmekan memleketli biri olsun, ona olan destek akacak kan damarda durmaz misali fark etmiyor. Halkın önemli bir çoğunluğu hakkını savunanı ve kendine yakın gördüğü uygun kişiyi ya da partiyi bu detaylara takılmadan hür iradesiyle istediği gibi seçebiliyor. Bu gerçeği bilen halk, yüz kızartıcı bir açığı olmayan Kılıçdaroğlu'na, yine sağcısıyla solcuyla, hatta politik olmayayan genci ve yaşlısıyla oy verir. Bu halk, CHP amblemine sağcısıyla solcusuyla yeri geldiğinde sandıkta yıllardır çekinmeden mühür vurmuşsa, cumhuriyet rejiminin tek adama dönüştüğü böylesine kritik bir dönemde, bağımsız bir Kılıçdaroğlu'na da çekinmeden haydi haydi oy verecektir. Zaten Aktrollerin ve Erdoğan fanatiklerinin, ittifakın yeniden birlik sağlanmasına ve Kılıçdaroğlu'nun halktaki desteğine olan azgın tepkileri Erdoğan'ın gidici olmaya en yaklaştığı dönem olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden çok endişeliler.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın kime oy atacağı şimdiden hemen hemen yüzde 85-90 oranında bellidir. Geriye kalan kararsız kesim içinse, 87 Genel Seçimleri'nde Erdal İnönü önderliğindeki SHP'nin kullandığı seçim müziği geliyor aklıma. Meclis'e giren ilk sanatçı olan Alevi solcu Arif Sağ, bir başka Alevi ve Atatürkçü olan Aşık Veysel'in o muhteşem sözlerini, güzel sesli bir kadınla birlikte SHP'nin seçim müziği olarak seslendirmişti. O seçim müziğinin sözlerini ben de Kılıçdaroğlu konusunda kararsız olan seçmene yeniden aktarayım:

"Beni hor görme gardeşim.

Sen altınsın, ben tunç muyum?

Aynı vardan var olmuşuz.

Sen gümüşsün, ben sac mıyım?

Ne var ise, sende bende.

Aynı varlık her bedende.

Yarın mezar'a girende.

Sen toksun da ben aç mıyım?

Kimi molla, kimi derviş.

Allah bize neler vermiş.

Kimi arı, çiçek dermiş.

Sen balsın da ben çeç miyim?

Topraktandır cümle beden.

Nefsini öldür ölmeden.

Böyle mi emretmiş yaradan?

Sen kalemsin, ben uç muyum?

Tabiata Veysel âşık.

Topraktan olduk gardaşık.

Aynı yolcuyuz yoldaşık.

Sen yolcusun, ben bac mıyım?"

Sen de bir kararsız olarak, hafife alınmayacak o sakin gücüyle ve devlet geleneğini bilen bürokrat kimliğiyle siyasetçi olan birleştirici Kılıçdaroğlu'nu hor görme kardeşim.