Ortodoks Gagavuz Türkleri hariç olmak üzere, bu kurumların önemli bir kısmının işgal yıllarında Yunan, İngiliz ve o dönem Anadolu'daki yabancı güçlerle bağlantılı faaliyetlerde bulunduğu, istihbarat ve lojistik amaçlarla kullanıldığı yönünde tarihî iddialar bulunmaktadır. Bu süreçte yaşanan acılar, katliamlar ve sivil halka yönelik ağır ihlaller milletimizin hafızasında derin izler bırakmıştır.
Fener Rum Patrikhanesi ve Van'daki Ermeni kilisesi gibi bazı dinî kurumların savaş yıllarındaki faaliyetleri de tarihçiler tarafından farklı yönleriyle tartışılmaktadır. Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde Mustafa Kemal Atatürk, millî güvenlik gerekçesiyle çeşitli yabancı eğitim kurumlarını kapatmış veya devlet denetimine almıştır.
Bugün ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Cumhur İttifakı döneminde yaklaşık 50 kilise restore edildi, Süryani ve Hristiyan vakıflarına ait bazı taşınmazlar iade edildi ve ibadete açıldı. Son olarak da Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasının gündeme geldiği, statüsünün ise Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirleneceği ifade ediliyor.
Diğer taraftan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in okullarda mescit açılması ve öğrencilerin dinî ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik uygulamaları desteklediği görülüyor. Aynı dönemde hem İslamî uygulamaların teşvik edilmesi hem de Hristiyan dinî kurumlarının yeniden faaliyete geçirilmesi bazı kesimlerde soru işaretlerine yol açmaktadır.
Bu noktada şu sorular akla geliyor: Bu yaklaşım bir diyalog politikası mıdır, yoksa tarihî tecrübeler göz ardı mı edilmektedir? Laiklik ilkesi açısından bu uygulamalar nasıl değerlendirilmelidir? FETÖ'nün geçmişte savunduğu "dinler arası diyalog" söylemini hatırlatan bir sürecin oluştuğunu düşünenler de bulunmaktadır.
Benim endişem, yüz yıl önce Anadolu'da yaşanan acı tecrübelerin yeterince dikkate alınmamasıdır. Restore edilerek yeniden faaliyete geçen bu dinî merkezlerin gelecekte nasıl bir rol üstleneceğini elbette zaman gösterecektir. O gün geldiğinde bu kararları alanlar da, bugün bunları eleştiren bizler de hayatta olmayacağız. Ancak tarih yaşananları mutlaka yazacaktır.
İnancım odur ki bu politika doğru değildir. Tarih boyunca yaşanan olaylar dikkate alındığında, devlet yönetiminde millî güvenlik ve tarih şuuru her zaman ön planda tutulmalıdır. Okullarda mescit açılmasıyla dinî değerlere bağlı nesiller yetiştirilmeye çalışılırken, diğer tarafta farklı dinî kurumların yeniden güçlendirilmesi çelişkili bir görüntü oluşturmaktadır.
Alevi vatandaşlarımızın da eşit vatandaşlık anlayışı çerçevesinde taleplerinin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Devlet, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durmalıdır.
Ayrıca kutsal metinlerde yer alan bazı ifadelerin tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanarak toplumlar arasında husumeti körüklemek için kullanıldığı da bilinmektedir. Bu nedenle dinî kurumların toplumsal barışı güçlendirecek şekilde faaliyet göstermesi büyük önem taşımaktadır.
İstiklal Savaşı sırasında İngilizlerin desteklediği İslam Teâli Cemiyeti gibi oluşumların işgal güçleriyle iş birliği yaptığı yönündeki tarihî örnekler de hafızalardadır. Bu nedenle geçmişten ders çıkarılması gerektiğine inanıyorum.
Ülkücü düşüncenin temelinde yer alan Türk-İslam ülküsünün, tarih bilinciyle hareket eden, millî değerlere bağlı ve uyanık nesiller yetiştirme hedefi taşıdığına inanıyorum. Bu anlayışın, ülkemizi içeriden zayıflatabilecek her türlü girişime karşı güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorum.
Devlet bütçesiyle restore edilen ve mal varlıkları iade edilen bazı kiliselerin yeniden açılmasından rahatsız olan çok sayıda milliyetçi vatandaş bulunduğunu görüyorum. Herkesin tarih bilgisi, millî şuuru ve olaylara bakışı farklı olabilir. Ancak millî güvenlik söz konusu olduğunda farklı görüşlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Sonuç olarak, orta ve uzun vadede toplumsal huzuru olumsuz etkileyebileceğini düşündüğüm bu din politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Mustafa Kemal Atatürk'ün dönemin şartlarında aldığı kararların arkasındaki devlet aklı ve tarih şuuru iyi analiz edilmelidir. Aynı şekilde bugün alınan kararlar da gelecekte doğurabileceği sonuçlar açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
Bu değerlendirme tamamen tarihî tecrübeler ışığında yapılmış kişisel görüşlerimdir. En büyük temennim, ülkemizin birlik ve beraberliğinin korunması, farklı inançlara sahip vatandaşlarımızın huzur içinde yaşaması ve geçmişte yaşanan acı olayların bir daha asla tekrar etmemesidir.