Yabancılaşmak Üzerine

Sevgili okuyucum, sana uzun süredir bu köşeden dert yakınamıyordum. Bu ayrılığı iyi bir şekilde değerlendirip toplumu bol bol inceleme fırsatına eriştim. Bir süreliğine yazarlık konumundan okur pozisyonuna geçip toplumun suratına yansıyan gerginliği okuma şansına sahip oldum. Toplumu yönetenlerin art niyetleri sebebi ile sabit ruh haline sahip olamayan bireyleri inceledim. Malumunuz yerel ölçekte olması gereken İstanbul seçimleri, uluslararası boyut kazanınca, kutuplaştırıcı söylevler de sıradanlaştıkça sıradanlaştı. Hakaret etmek ayrı, iftira atmak ayrı basitleşti. Kutuplaştırıcı dilin kabul edilemez boyutlara ulaşması nedeniyle, Refah Partisi tarafından kurulduğu iddia edilen Başakşehir ilçesinde, seçmenin yüzde 48’i Millet İttifakı’na oy verdi. Başakşehir ilçesinde Millet İttifakı’nın yüzde 48 oy almasının karşılığı muhafazakar ailelerin çocukları ile yabancılaşmasını temsil ediyor. Bu sonuçlara göre, Başakşehir’de yaşayan ortalama dört kişilik bir ailenin iki ferdi Millet İttifakı’na oy verirken, iki ferdi Cumhur İttifakı’na oy vermiş oluyor. Seçim sonuçlarını, malum olandan az olsun uzaklaştırıp, toplumsal parametre olarak incelediğimizde, muhafazakar gelenekten gelen genç neslin aileleri ile ideolojik açıdan zıtlaştığını, dolayısıyla AK Parti’nin gelecekte,

İngiltere’deki muhafazakarların partisi gibi yaşlı bir kesime hitap edeceği kanısında bulunabiliriz. Gençler ile herhangi bir ortak noktası olmayan siyasi partinin, geleceğinin de olmayacağını üç aşağı beş yukarı biliriz.

Mülteci olan biziz

Otobüsler de, tramvaylar da, metrolar da kısacası bütün toplu taşıma araçlarında; şehir merkezlerinde, şehrin sahillerinde, iş yerlerinde, ibadethaneler de, İstanbul’da türünün son örnekleri olan ağaç adlı bitkilerin gölgesinde, çiğ köfteciler de, hatta ganyan bayi de bile, kısacası her yerde Arap nüfusun normalin üzerinde seyrettiğine şahit oluyorum. Öyle ki, mülteci olan artık onlar değil biziz. Kabaca mültecinin kelime anlamını, başka bir ülkeye belli başlı sebepleri göz önünde bulundurarak sığınan yabancı kimse olarak tanımlarsak, artık Araplara mülteci denilmesinin yanlış olduğu kanısına varıyorum. Mülteci olan biziz. Örneğin, toplu taşıma araçlarında, konuşulanlara yabancıyız. Bir kelimesini dahi anlamlandıramadığımız dile maruz kalıyoruz. Yabancılaşıyoruz, soyutlanıyoruz. Yıllardır Türkiye’de yaşayan Arap nüfus, toplu taşıma araçlarında bağıra bağıra Arapça konuşuyorsa, bu devletimizin mülteciler üzerindeki pasifliğini gösterir. Örneğin, Almanya’da vatandaşlık başvurusunda bulunabilmek için en azından o dile dair fikir sahibi olmanız gerekiyor. Türkiye’de öyle mi? Sorarım, vatandaşlık verdiğiniz kaç Suriyeli şakır şakır Türkçe konuşuyor? Veya kaç Suriyeli Türk geleneklerine göre yaşıyor? Yaşadığı topluma entegre olmamak için tabiri caizse vatanında direnmediği kadar direnen bu insanlarla herhangi bir ortak bağımız yok. Korkarım, herhangi bir çaba gösterilmezse biz Arapça konuşmaya başlayacağız. Biz mülteci olacağız. Yabancılaşıyoruz...

Sevgi ile kalın...

YORUM EKLE