Selam Olsun...

Acaba insanla beraber başlayan ilk kural hangisidir? Selamlaşmak olabilir mi? Acaba birbirine selam veren ilk insan, başka bir insanı gördüğü için sevindiğinden mi, korktuğundan mı selam vermiştir… İlk selamı alan insan neler düşünmüştür..? Düşündüklerinin arasında bu bizden mi?,  mahalleden olabilir mi?, bizim partiden mi?, Bıyığı nasıl diye düşünmüş müdür? İkinci defa rastlaştığında tanıdık olma hissi oluşmuş mudur? 

Biz ... Niye selam veririz? Neden selam verdiğimiz insanların tanıdık olması gibi bir duygumuz var, Özellikle tanımadığa selam verilmesi daha şık olmaz mı.? Selam sadece sözle olmak zorunda mı? Sözü destekleyen davranışlar etkiyi arttırmaz mı… 

Her toplum birimi kendi selamlaşma tarzını oluşturmuştur. İçine girdiğiniz topluma göre farklılık gösteren selamı belirleyen yöresel kültürün bir yansıması da olabilir.. Günün modası da. Ama şurası muhakkak ki selam çok kalıcıdır.
  
Gençliğimde Doğu Anadolu’nun kasaba ve köylerine bolca ziyaretler yaptım. Bir köye vardığınızda ilk durağınız köy kahvesi olur... Şöyle kare planlı köşesinde çay ocağı birkaç tahta masa ve yine tahta sandalye karşılar sizi .Hele hemen önünde yaşlı bir ıhlamur ağacı da kucak açtıysa  Nazım’ı anar, selamını verir  ve kurulursun.

Burada selamın alınışı tek tek olur, Genellikle yaşamış günü çok olanın sıralaması gibidir.  Yaş sırasıyla alınan selamın peşinden ve yine aynı törensel sırayla “Merhaba bey hoş geldin” gelir, 

Ben o gün bu gündür “Merhaba”yı çok sever, çok kullanırım.  Anlamının “benden size zarar gelmez” ve farsça kökenli olduğunu o yıllarda öğrenmiştim. Sonra ‘kimlerdensin.?’ veya benzer birkaç söz sonrası sohbet.

Köy kahveleri yaşamın kaynağı gibi gelmiştir hep bana . İzlemeye gözlemeye öğrenmeye hazırsanız hep verecekleri vardır size… Alır saklarsanız zenginliğiniz artar, Kaldırır atarsanız harcayacak çok zamanı olan birisiniz demektir, O da size kalmıştır.
Kuraldan selama, selamdan buraya geldik. Ama anlatmaya çalıştığım; selamda da bir kuralın olduğuydu.. Alırken de, verirken de... Kurala uydu isen sohbete kabul edilirsin değilse ‘Hoş geldin bey’ de kesilir.  Anlatır insanım, samimi ve paylaşımcı… Bazen görmüş gibi anlatır, bazen duymuş gibi. Ama anlatır… Biraz mübalağa girdiyse işin içine sohbetin tadı artar.  Bayılırım tatlı abartıya… 
    
İnsanımı dinlerken karşımdaki kah Fakir Baykurt olur , kah Yaşar Kemal… Bir bakarsınız Kemal Tahir olmuş… dinlemiyor okuyorum. Çukurova'nın “Bük”lerine iner,Tozlu  bozkırlarda “Köygöçüren”le savaşırım, Kuzeye o en ucuna çıkar “dışarıda deli dalgalar., gelir duvarları yalar” a eşlik ederim. Korkunç ve mübarek ellerden bir tas su içip 'Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelenlerin  hala bu şekilde var olduğuna yanarım. Kulaklarıma takılıveren sazın nağmesinde ‘Dost dost diye nicesine sarılıp’ kara toprağa gidene kadar görmeyen gözüyle görene rehber olanları anarım., Söğüt dalına yuva yapan mandalara hayret eder, ‘Yaz gelende çıkam yayla başına, Kurban olam kalem gibi kaşına’ söyleyen dillere hayran olurum. Rize' deki sahil kahvesinin çardağına poşet içerisinde birkaç simit asıp  giden simitçinin ardından acıkanın simidini alıp parasını bırakmasını izlerim.

Selam faslından sonra ‘nerelisun’ sorusuna ,’Beykozluyum’ ‘oraya nereden geldin’ ve ‘yerlisiyim’ soru –cevabını, ‘Farettini tanıymisun’ sorusuna hayır cevabı bir küçük azara sebep olur. ‘Nasıl tanimazsun oni?, Peki ‘Umraniyeden yosun Aliyi tanıymisun’ sorusuna bu sefer hem korkarak hem de ayıp olmasın diye verdiğim  tanıyorum cevabına ‘ula nerden tanıysin oni’ ya kadar sıralanıveren sohbetlere bayılırım.

Selam ile birlikte el sıkmayı severim. Ellerin bu temasının oluşturduğu duygu alışverişini 4gb usb belleğe sığdırıp bilgisayara aktarmanız mümkün değildir. Hele elini sıktığınız kişinin gözlerine bakıp bir de gülümsediyseniz … Ya da bir çocuksa ve siz onun göz hizasına indiyseniz.. eh eh eh

Selam ve el teması deyince asla bahsetmeden geçemeyeceğim seksenli yılların sonundaki  ‘Ve tanrılar Çıldırmış olmalı’   ( İmdb ..The Gods Must Be Crazy) Filmindeki Xixo’yu canlandıran ve aslında oyuncu olmayan  N!xau  (böyle yazılıyormuş) adlı  yerli sanatçı gelir…Filmde kendisine çocuklarını bulması için yardım etmeye çalışan Dr Stephen Marshall ‘a  teşekkür etmek için sağ elini kaldırıp doktorun sol omuz altına dokunur ve gözlerine bakarak gülümser… Birdenbire tedirgin olan doktor sonrasında bunun özel bir teşekkür olduğunu her zaman kullanılmadığını anlar…Filmi seyrettiğimiz yılda on yaşında olan büyük oğlum ve sekiz yaşında olan ortanca oğlum ayrıca henüz sadece beş yaşında olup anlayacak yaşta olmamasına rağmen son derece akıllıca film seyreden küçük oğlumla film bittiğinde hepimiz birbirimizin omzuna dokunarak gülümsemiştik. Bu selamlaşma şeklimiz hala ilk günkü  heyecanını ve güzelliğini koruyarak devam etmektedir.

Bir dee ‘Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler...  Fuzuli’nin Dokuz akçelik maaşını alamayınca yazdığı  şikayetnamesini  şöyle bir hatırlayıp geçelim. 

Sahi hiç selamdan rüşvet olur mu?.. Bilmem… Kim çıkar sağlamak için selam verir ki?  Kimin aklından  ‘şu gelene  bir selam vereyim, bir gün işim düşer’  diye geçer ki… de koskoca Fuzuli de yanılmaz ya…

Anlattıklarımın çoğu mazide kaldı... Olsun. Siz de gözlerinizi kısıp  yeniymiş gibi okuyun.

Yazımı okusanız da, okumasanız da diyeceğim ama okumamış olsanız bu kısma nasıl gelirsiniz ki… mademki geldiniz

Sizi selamlıyorum dostlarım…

YORUM EKLE
YORUMLAR
SEMRA ÖZTÜRK
SEMRA ÖZTÜRK - 4 hafta Önce

Muhteşem bir yazı,aklına ,fikrine,yüreğine sağlık. Okumadım, seninle birlikte dolaştım o köy kahvelerinde...

Tuluyhan Oğur
Tuluyhan Oğur - 3 hafta Önce

Çok beğendim. Sanırım biraz içimi karartan gerçeklerden çıkıp sıcacık duygular arasında gezinmek hoşuma gitti teşekkür ediyorum