Beykoz Dalyan Kuruluyor

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken;

Beykoz Dalyan Kuruluyor


İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

// Orhan VELİ //

Eskiden İstanbul denince akla dalyanlar gelirdi. Ama 1920'li yıllarda İstanbul Boğazı'nda bulunan 50'yi aşkın dalyandan sadece biri, Beykoz Dalyanı bugün de faaliyet gösteriyor.

Her yıl mayıs ayında kurulan dalyanda, Temmuz ayına kadar avlanılıyor. Dalyancılar, önce 5-6 direği birbirine bağlayıp denize dikip direkler arasına ağları döşüyor. Sonra kapakçılar dalyan direklerinde nöbet tutmaya başlıyor. Karadeniz'den akın eden balıklar limana girince, dalyan direğindeki nöbetçi daha önce hazırlamış olduğu taşı balık sürüsünün arasına fırlatıyor. Kaçmaya başlayan balıklar limana doğru akın edip dalyanın kapısından içeri giriyor. Nöbetçi, hemen dalyanda çalışan diğer arkadaşlarına haber vererek dalyanın kapısının kapatılmasını sağlıyor ve böylece av sona eriyor.

Sazan, torik, çipura ve barbun dalyan ağına takılsa da orkinos yok artık. Anlatılanlara bakılırsa 1950'lı yıllarda Boğaz'daki dalyanlarda orkinos bereketi yaşanırmış. Dalyanda tutulan balıklar, sezon öncesi yapılan anlaşmalarla İstanbul'un lüks restoranlarının mutfaklarına yollanıyor. Dalyandan çıkan balıktan martılar ve Beykozlular da nasipleniyor. Restoranlara satılamayacak kadar küçük balıkların halka dağıtılması eski bir dalyan geleneği. Bu balıklar küçük de olsa lezzetli mi lezzetli!

Çalışanlar için varsa yoksa ağa takılan balık miktarı. Çünkü dalyan geleneğine göre balığın yüzde 60'ı işletmeciye, geri kalanı da çalışanlara pay ediliyor. O yüzden ta Bartın'dan kalkıp İstanbul'a, dalyanda çalışmaya gelen 25 kişinin gözü yine ağlarda olacak. Çünkü balıkların işi belli olmaz.

İstanbul’da 30 yıl öncesine kadar 60’ın üzerinde olan dalyanlardan (Deniz, göl ve ırmakların kıyılara yakın yerlerinde ağ ve kazıklarla oluşturulan, büyük balık avlama yeri) sadece 3 tane kaldı. Kıyılardaki yapılaşma, balık miktarının ve çeşidinin azalması, modern avlanma teknolojileri ve çalışacak personel bulunamaması nedeniyle adı ansiklopedilerde kalan dalyancılığın son temsilcisi Beykoz Dalyanı ise en kötü sezonunu geçiriyor. 17. yüzyıldan beri ilçenin sembolü olan Beykoz dalyanının işletmesinin dedesinden kaldığını söyleyen Kılıç, balık göç yolu üzerine kurdukları ağlara takılan balık miktarının çok azaldığını söyledi. Kılıç, “Biz 3 kuşaktır, 150 yıldır dalyancılık yapıyoruz. 30 yıl önce balık öyle boldu ki dalyanı 1 Mart-1 Kasım arası kurardık. Yani 8 ay balıklar göç ederken dalyanda bereket vardı. Her yıl av süresi de balık çeşidi de düşüyor. Artık sadece Mayıs ve Haziran’da dalyanı kuruyoruz. Yılda 8 ton aldığımız balık bu sezon 6 tonda kaldı” dedi.


Orkinos 1978’de bitti

Palamut ve torik gibi türleri yavrulama döneminde oldukları için avlamadıklarını belirten Kılıç, “Lüfer, kofana, sardalya, gümüş, çinakop, çaça, istavrit ve hamsi avlayabiliyoruz. 1978’de son orkinosu gördük. O yıllarda kılıç balığını bile tutardık.  Deniz ısındı artık balık olmaz” dedi.


Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2017, 12:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER