Beykoz'dan Başlamak (2)

İlk bölümde biraz bahsetmeye çalıştığım Beykoz’un değişen kaderini biraz daha derinden inceleyelim istiyorum.

Beykoz’un bir tarafı deniz, bir tarafı orman, ormanların etrafında şirin şirin köyler. Öbür tarafta insanlara manevi huzur veren Hz.Yuşa Türbesi, Uzun Evliya Türbesi, Tarihi Çeşmeler, Camiler. Başka bir tarafta ise insanların ailecek zaman geçirebilecekleri Beykoz Çayırı, Mesire Alanları, Göksu Deresi, yazın denizde buluşmak için Riva, Poyraz, Anadolu Kavağı ve saymadığımız bir çok özellikler. Bu özelliklerle Beykoz adeta dünyada bir cennet bahçesi.  Tabi ki değerini ve kıymetini bilenler için. Beykoz’un toprakları verimli, denizleri cömertkar, fabrikaların bacaları devamlı tütüyor, makineler durmadan üretim yapıyor. Bu fabrikaların yan sanayileri Beykoz’un ara sokaklarında bir lokomotif gibi çalışıyor, fabrikalara iş yetiştiriyor. Fabrika ve atölyelerde çalışan ustalar, bir üst düzey memurdan daha fazla para kazanıyor. Hal böyle olunca insanların yüzü gülüyor, gözlerinin içi parlıyor. İnsanlar birbirine bağlı, komşuluk ilişkileri hat safhada, öyle ki en kalabalık merasimler Beykoz’da gözetleniyor. İyi günde de , kötü günde de Beykozlu bir bütün.Anadolu’nun değişik bölgelerinden gelen insanlar öz kültürlerinden kopmasın diye dernekler kurulmuş,kurulan dernekler sayesinde insanlar daha da bir güvende.

Bir zamanlar bir masal şehrini anımsatan “Boğazın İncisi” Beykoz, aradan geçen yıllar içerisinde üzerinde dolaşan kara bulutları bir türlü dağıtamadı. Bu kara bulutlar yüzünden Beykoz’un kaderi son 25-30 sene içerisinde olumsuz yönde hızla değişmeye başladı. Bu değişimin önceliği ekonominin lokomotofi olan fabrikaların bir bir kapanması, ardından ara sokaklardaki küçük esnafın dükkanlarına kilit vurması bu huzursuzluğun baş aktörü rolünün üstlendi. Bu olumsuzlukların ardından yakın çevrelere yeni ilçelerin kurulması ve yatırımların bu kurulan ilçelere kayması sonucu Beykozlunun gülen yüzünü söndürüp, parlayan gözleri matlaştırarak gelecek umutlarını çalmıştır. Bununla beraber Beykoz halkı farklı arayışlara yönelmek zorunda kalmıştır. Yıllarca her bölgeden göç alan Beykoz, hızla diğer bölgelere göç vermeye başlamıştır. İnsanlar nasıl göç etmesin ki?

Şöyle bir bakın etrafınıza; Ekonomiden sağlığa, sağlıktan eğitime, eğitimden ulaşıma tarihi MÖ.700 yılına dayanan İstanbul’un en eski ilçelerinden biri olan “Boğazın İncisi” Beykoz ne durumda?, daha dün kurulan diğer ilçeler ne durumda? Metro hattı desen Beykoz’da YOK, AVM desen Beykoz’da YOK, köklü eğitim kurumu desen Beykoz’da YOK, tam teşekküllü hastane desen Beykoz’da o da YOK. Yani yok oğlu yok. Yokluk adeta Beykozlunun kaderi olmuş durumda. Çocuğunuz LGS’de iyi bir derece yaptı, o zaman vay halinize! Evladınız Beykoz’un dışında okumak zorunda. Ailecek kapalı bir ortamda sineması, oyun parkı, alışveriş alanları, kafeleri olan bir yere gideceksin yine Beykoz’un dışına çıkmak zorundasın. Hele ki acil bir hastanız oldu, tam teşekküllü bir hastane lazım, o zaman da vay halinize Allah yardımcınız olsun demektir. Kısacası millet gitti AY’a, Beykozlu kaldı YAYA. Bundan dolayıdır ki yazımın başlığını Beykoz’dan başlamak diye koydum. Nitekim AKP ülkeyi 20 yıla yakındır yönetiyor bir o kadar da yerelde Beykoz’u yönetiyor. Artık Beykozlunun bu durumunu idareciler görüp ona göre çözüm üretmelidirler.  Kalın sağlıcakla.

HAYAT İNANDIKÇA GÜZELDİR

YORUM EKLE