Ahlakımız Sosyal Medyaya Teslim!

Bugünkü yazımda 27 Mayıs haftasında sosyal medya üzerinden patlak veren bir mevzuyu tartışmak istiyorum. Abdullah Şevki isimli bir şahsa ait olan ve 2013 yılında yayınlanan Zümrüt Apartmanı isimli kitapta yer alan kan dondurucu satırlardan haberdarsınızdır. Değilseniz özetleyeyim: Bir erkek karakter, henüz yaşına girmemiş bir bebeğe cinsel saldırıda bulunuyor ve kitapta bu satırlar haz duyan karakterin dilinden anlatılıyor. Bu özet olmadı mı? Bir de şöyle deneyelim: Pedofil (sübyancı) bir sapık tarafından henüz yaşı dolmamış bir bebeğe yapılan cinsel saldırı mide bulandıran detaylarla betimleniyor.

Söz konusu kitabın ilgili sayfası sosyal medyaya düştüğünde ise insanlar birbirlerini tetikledi ve büyük bir infial doğurdu. Aynı gün acı haberi alınan Ecrin Bebek vakası da insanların haklı öfkesini körükledi ve neredeyse tüm sosyal medya kullanıcılarının bir kaç saat içerisinde konudan haberi oldu. İnsanlar ilgili yayın evinden hesap sordu. Kurgu Kültür Merkezi Yayınları adlı yayın evinin sahibi, Alaattin Topçu adlı şahıs ise daha sonra sileceği yazısında insanlara hakaret ederek karşılık verdi. Bu şahsa göre kendisi ve pedofil yazar kurgu üstatları, pedofiliye tepki gösteren insanlar ise karga beyinlilerdi.

Az okuyan bir toplum olduğumuz için ve adı sanı neredeyse duyulmamış bir yayınevinin eseri olduğu için şimdiye kadar fark edilmediğini düşündüğüm bu kitabı ve yazarını fark etmesi gereken birileri yok muydu? Kitap gibi bir yayın materyali, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bandrol almak zorunda değil mi ve bu bandroller eser denetlenmeden mi veriliyor? Velhasıl kelam yine sosyal medya farkındalığı tüm çarpıklığına rağmen çok şükür ki konuya el atarak şahıs hakkında soruşturma başlatılmasına, eserin de satışını yapan yayıncılarca yayından kaldırılmasına vesile oldu.

Sosyal medya, hesabı bulduğundan sorma konusunda kabiliyete sahip bir mecradır. Bu olayda da kitap satışı yapan sitelere de öncelikle yüklenilmiştir. Ancak mevzu kitabı satana gelene kadar bu kitabın nasıl oluştuğunu ve geldiğini sorgulamaktır. Bir kitap sadece yazarının zihninden kaleme dökülen kurmacadan ibaret değildir. Kitap daha basılmadan önce, dil ve üslup denetiminin yanı sıra sosyal etkisi ve sorumluluğu tarafından da editörce gözetilmelidir. Yayınevleri yasal yükümlülük gereğince satışa sunacakları her kitap için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bandrol almak zorundadırlar. Sonrasında ise iş kitabın satışını yapan kurumlara kalmaktadır; bir kitapçıda satış için listelenen bir yayın başka bir kitapçıda pek çok sebepten ötürü listelenmeyebilir.

Olay patlak verdikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sosyal medyadan yaptığı ilk açıklama ise beni çok rahatsız etti. Açıklama şöyleydi: “Kitapların yayımı öncesinde içerik olarak denetlenmesinde veya yasaklama ve el koyma kararları alınmasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yetkisi bulunmamaktadır. Bu tür kararlar yargı mercilerince verilmektedir.” Tam da bu noktada sorulması gereken soru şudur: “Bandrolleri siz vermiyor musunuz ya da nasıl veriyorsunuz?” Sonrasında yapılan açıklama ile eserle ilgili suç duyurusunda bulunulduğunu görmekteyiz. Burada parantez açarak söylemek isterim ki, bu olaydan anlaşıldığı üzere artık İŞİD sempatizanı dergilerin de nasıl bandrol alıp yayınlanabildiğini de algılamış olduk, zira ilgili bakanlığın zahmet edip de inceleyerek bandrol vermek gibi bir alışkanlığı uzun süredir yok anlaşılan!

Son olarak da konuya ilişkin birkaç akademik söz sarf etmek isterim. Sübyancılık ve ensest, maalesef ülkemizde feminist çalışmalarının ve queer yaklaşımların altında veya çeperlerinde kalan konular olmaktadır. Bu iki suç da toplumsal, tıbbi ve adli olan çok geniş bir neden sonuç ağı içerisinde oluşmaktadır. Ancak Türkiye akademisine baktığımızda ise tez düzeyinde pek de çalışmaya değer görülmediklerini söylemek gerekir. Yapılan lisansüstü tez çalışmalarının arşivlendiği Ulusal Tez Merkezi’nde pedofili ve ensest başlıkları aratıldığında pedofili ile ilgili herhangi bir tez çalışmasının yürütülmediği ve ensest ile ilgili de yalnızca 9 tezin olduğu görülmektedir. Bu tezlerin yarısı ise dilbilimcilerin farklı yazarların romanlarındaki kurguların analizinden oluşmaktadır. Yazılan akademik makalelerin tasniflendiği DergiPark sitesinde pedofili konusunda 6, ensest konusunda ise 29 çalışma olduğu görülmektedir. Bir kıyas yapılması için şöyle bir bilgi vermek istiyorum, bahsettiğim platformlarda LGBT ile ilgili 42 adet tez,  eşcinsel(lik) ile ilgili 53 tez ve 50 üzeri makale yer almaktadır. Akademide kimin ne çalışacağı özgür iradesindedir, kabul. Ancak kanımca, çocuklar söz konusu olduğunda biraz daha doğrudan işler çıkarmaya, ilgili konulara eğilmeye ve araştırmaya, yeni yetişen akademisyenlerin de elinden tutarak bu konulardan kaçmak yerine üzerine gitmeye neden cesaretimizin olmadığını sorgulamamız gerekiyor.

YORUM EKLE