4 Milyon İşsiz, 203 Üniversite

Ferhat 23 yaşında. Adab-ı muaşerete hakim, saçları taralı; dişleri Afrikalı eli gibi bembeyaz, pek mahir bir delikanlı sayılır kendisi. Bilime olduğu kadar sanata olan ilgisi de çok yüksek. Arkadaşları arasında anlayışlı olmasıyla biliniyor.

Ferhat, çarpık kentleşmenin hakim olduğu bir mahallede dünyaya gözlerini açtı. Annesi Ferhat’ı yaşadığı ilçenin küçük, ılımlı devlet hastanesinde dünyaya getirdi. Büyük kardeşleri gibi evde doğmadığı için; ailesi Arapça ‘da ‘rahatlık’ anlamına gelen Ferhat ismini uygun gördü.

Ferhat’ın ailesi kentin yerlileri gibi eli kalem tutan insanlar değildi. Öteki insanlardı. Kabaca hayattaki tek varlığı bedenleri olan insanlardı. Ferhat’ın babası Fehmi amca çekirdek ailesini idame ettirmek için gece gündüz demeden şantiyelerde çalışır, eline geçen yevmiye ile evinin yolunu tutardı. Ferhat, babasını onurlu insan olarak tanımlamaktan hiç çekinmedi, hiç geri durmadı. Sahi, onur ve şeref timsaliydi eli nasırlı Fehmi amca...

Ferhat’ın arkadaşlarında görüp gıpta ettiği mutlu bir ailesi yoktu. Veyahut o öyle olduğunu sanırdı. Okul çıkışlarında sınıf arkadaşları ana-babaları ile eve dönerken bizim Ferhat’ı okul kapısında gülerek bekleyen biri hiç olmadı. Mesela bisiklete binmek için daha kaç yaz çalışması gerektiğini dahi bilmiyordu. Konuyu babasına ne zaman çıtlatacak olsa hevesi kursağında kalır, bilinmezlik sarmalına düşer; kaybolurdu. Böyle olmasını o da istemezdi ya, neyse!

Boş vakitlerinde babasının yanına yardım amaçlı giden genç Ferhat, ekmeğin kolay kazanılmadığına aşikârdı. Adı ‘rahatlık’ manası taşıyan bu çocuk ne gün yüzü gördü ne de yaşarken çocukluğunu hatırlatacak basit bir anıya şahit oldu. Arkadaşları İsveç marka bisikletlere binip, mahallenin tozunu attırırlardı. Bizimkisi inşaatın tozunu toprağını yutardı ya, olacak iş değil!

Toz toprak içinde çokça yere düştü bizim Ferhat. Urfalı ırgatlar “şehirli” deyip az dalga geçmedi değil. Bir seferinde şantiyeden Hüseyin Usta “Yere düşen ayağa da kalkmasını bilir arkadaş” demişti, çok sonraları hayat felsefesi edinecekti bu sözü. Her yere çakıldığında öylesine hırslı bir şekilde atıldı ki, âdeta demir oldu parladı parlamasına da henüz “demiri toz ederler” türküsünü dinlememişti. “Demiri toz ederler loy, kan serperler gökyüzüne!”

Çekirdek ailesinin diğer üyeleri gibi Allah vergisi pür-i pak zekaya sahipti. Bu yoksul kente tayini çıkan eğitim sevdalısı öğretmenler, Ferhat’ın bütün olumsuzluklar arasında demir gibi ışıldadığını uzun zamandır fark etmişlerdi.

Okul ve hayat hengamesi arasında üniversite sınavlarında istediği puanı ve sıralamayı hak ederek almıştı. 2013 yılında inşaat bölümü, ülkenin en önemli ve en başarılı sektörü konumundaydı. İnşaat şirketlerinin üst düzey yetkilileri, üniversitelere ziyaretlerde bulunup henüz mezun olmayan başarılı öğrencilere kancayı takıyorlardı. Ferhat bu durumdan pek tabii haberdardı. İnşaat Mühendisi olmaya zaten hevesliydi. En büyük hayali Alman marka araçlarla şantiyelere uğrayıp, Hüseyin Usta gibi onurlu insanların bilgi birikimini arttırmaktı.

Böbürlenmek gibi olmasın, bizim Ferhat; İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi bölümünü 10 bin sıralama yaparak kazanmıştı. Üniversitedeki ilk yılı İngilizce eğitimini tamamlamakla geçmişti. Sonraki yıl bölüme başlayacağı gerçeği onu “hiç olmadığı” kadar çocuklaştırıyordu. İnşaat sektörü altın çağını yaşamaya devam ediyor, az bir birikimi olan herkes babadan kalma arsaya bina dikip müteahhit olmayı düşlüyordu.

Sonraki yıllarda kötü haberler peşin sıra gelmeye başladı. Ülkenin en önemli inşaat firmaları sanki aralarında anlaşmışlar gibi konkordatoya gidiyor, sürekli olarak küçülme eğilimi gösteriyorlardı. Ferhat’ın üst sınıftaki arkadaşları, siyasi partilerle aralarını iyi tutup; belediyelerde mühendis olarak çalışma eğilimindeydiler.

Ferhat hiç böyle düşünmedi. Küçüklüğünden beri bütün siyasetçileri “yalanın elçileri” olarak görüyordu. Onun fakir mahallesine sadece seçim zamanlarında gelen, gözü iktidar hırsından dönmüş kravatlı adamlar, fakir insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylüyorlardı. Ferhat’ın yüzüne küfür etseler belki bu kadar incinmeyecekti ama “yalanın elçileri” onu “hiç olmayacak işlerle” uyutmaya çalışıyordu. Siyasetçiler, bizim Ferhat’ı derinden buhrana sürüklüyordu. Ferhat, umutsuzluğunun yegane sebebi olarak siyasetçileri görüyordu.

Mezun olur olmaz, iş bulamayacağını bildiği için borcunu bitirme gayesiyle uzun dönem askerlik yapmaya karar verdi. Üniversitede, apartman üstüne apartmanları olan arkadaşlarına KYK bursu çıkmıştı lakin bizim Ferhat, yardımında “geri ödemeli” tarafını tutmuştu.

Askerlikten sonra çok iş başvurusunda bulundu bulunmasına da sadece birkaç yer görüşmeye çağırdı bizim Ferhat’ı. Onda da ya kabaca “nitelikli ameleye” ihtiyacımız var dediler , ya da lise mezunu patronun biri; iş yerine siyaset konuştu, böyle olunca toptan sinirlendi bizim garip. Geniş ve lüks plazadan çıkar çıkmaz boğazına kadar bağladığı kravatı açtı, o an gökyüzüne bakıp hüngür hüngür ağlamak istedi. Sahi 17 yıl boyunca bunun için mi çabalamıştı? Bunun için mi harçlığından artırıp kitap almıştı, okula gitmişti? Olacak iş değil! Ya Hüseyin Usta? O olsa ne derdi böyle zaman için? Yine ayağa kalkması için cesaretlendirir miydi bizim Ferhat’ı?

Ferhat 17 yıllık bilgi-birikiminin, onu 4 milyon “nitelikli işsiz” sınıfına katacağı gerçeğiyle yüzleşmişti. Birbiri ardına ilerleyen kalabalığa karıştı ve sadece yürüdü diğer emekçiler gibi. Ne arayacak kimsesi vardı, ne de çalacak bir kapısı. Artık sadece ailesi vardı. Sadece eli nasırlı babası Fehmi amca vardı, sadece yıllar yılı sokak lambası dahi değişmeyen yoksul mahallesi vardı, sadece eğer hala hayattaysa onu Urfalı ırgatlardan koruyan Hüseyin ustası vardı. Ferhat’ta şimdi herkes gibiydi...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ferdi Güngör
Ferdi Güngör - 2 hafta Önce

Her geçen gün üzerine ekleye ekleye ilerliyorsun... Aferin... Diğer yandan da bahsettiğin Ferhatlar umarım yakın gelecekte hakettikleri kıymeti görürler

Kemal.aydin
Kemal.aydin - 2 hafta Önce

Bir ise taraf olmadan liyakat sahipleri isin ehilleri gelmeli ama bu ulkede bunu basaramadik ama unutmayalım ferhatlarin fehmilerin hakkini.veren bir yiğit inş gelecektir